Ara
Filtreler
Kapat
Anasayfa Arşiv Makaleler NİÇİN GELİR İDARESİ YENİDEN YAPILANMAK ZORUNDADIR!

NİÇİN GELİR İDARESİ YENİDEN YAPILANMAK ZORUNDADIR!

Yazar : ESKİ BAŞ HESAP UZMANI KEMAL KILIÇDAROĞLU
Dergi : Haziran 2002
KEMAL KILIÇDAROĞLU
VAVEK Başkanı*

Raporun yalnız bir bölümünü okumuş olan Bakanlığın genç bir elemanı şöyle demiştir. ?Bakanlık idare amirleri dikkatlerini kanunlar üzerinde toplamaktadır, siz ise yönetim üzerinde ehemmiyetle durmaktasınız.' Heyetimiz bu fikre iştirak etmekte ve eğer Bakanlık bütün idari imkanlardan azami derecede faydalanmak istiyorsa, kanunları da ihmal etmemek şartiyle, dikkatin böylece yönetim üzerine çevrilmesini tavsiyeyi düşünmektedir."
Yukarıdaki alıntı, "Maliye Bakanlığı Kuruluş ve Çalışmaları Hakkında Rapor" adlı kitabın ön kapağında yer alan ve James W. Martin tarafından dönemin Maliye Bakanı Hasan Polatkan'a hitaben yazılan 13 Ağustos. 1951 tarihli mektubun bir bölümünden alınmıştır.  Yazıya bu alıntıyla başlamamızın nedeni, 1951 yılından bu yana pek de birşeyin değişmediğini, aynı bakış açısının bugün de yönetime egemen olduğunu göstermek içindir. Gerçekten de Maliye Bakanlığı, Cumhuriyetin ilk yılları hariç, yönetimin iyileştirilmesi adına, bugüne kadar sağlıklı ve köklü hiç bir adım atmamıştır. Hazinenin Maliye Bakanlığından kopmasının temelinde bu yatmaktadır. Nitekim halen bir yasası olmayan Maliye Bakanlığı, 178 sayılı KHK ile varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
1950'lerde Bakanlığın genç yöneticisinin dediği gibi, Bakanlık yöneticileri, yönetimin sorunları ve bu sorunların çözümü üzerinde durmamış, günü kurtarabilecek zorunlu değişiklikler dışında statükoyu korumaya özen göstermişlerdir. Vergi sisteminden şikayetler geldikçe vergi yasalarında değişikliğe gidilmiş, yüzlerce kez vergi yasaları değiştirilmiştir. İşin acı tarafı, tüm bu değişiklikler "vergide reform" olarak kamuoyuna sunulmuş, böylece "reform" sözcüğünün içi boşaltılarak, kamuoyunun köklü değişiklikler beklentisi büyük ölçüde kırılmıştır. 
Bir ülkenin sağlıklı kalkınmasının ? büyümesinin ana kaynağını vergiler oluşturur. Ancak verginin, ödeme gücü ilkesi gözönüne alınarak ve adil bir şekilde toplanması gerektiği açıktır. Yüksek oranlı vergilerin, sistemde ciddi kaçaklara yol açacağı ve beklenen yararı sağlamayacağı bilinmektedir. Çünkü ödenebilir vergi, yükümlü açısından katlanabilir vergi demektir. Bir başka anlatımla verginin katlanılabilir olması bu mali yükün, yükümlünün ekonomik faaliyetlerinin genişlemesine engel olmaması demektir.  O halde yapılması gereken, vergi tabanını olabildiğince genişletmek ve vergi oranlarını da bu bağlamda yükümlü açısından katlanılabilir düzeyde tutmaktır.
Bugün yürürlükte bulunan vergi sistemimize baktığımızda, AB ülkeleri ile ciddi farklılığımızın olmadığı ortaya çıkar. Gerek dolaylı ve gerekse dolaysız vergiler açısından sistemin büyük ölçüde farklılıklar göstermediği  bilinmektedir. Özellikle KDV'nin yasalaşması ve şimdi hazırlıkları yapılan ve bu yıl içinde yasalaşması beklenen ÖTV'nin de yasalaşmasından sonra sistem kendi içinde daha tutarlı hale gelecektir. Kuşkusuz bu, vergi yasalarından kaynaklanan sorunlarımız olmadığı anlamına gelmez. Elbette ki sorunlar var ve bu sorunlar da büyük ölçüde sağlıklı bir vergi yönetiminin olmayışından kaynaklanmaktadır.
Vergi Tabanını Genişletmek...
Vergi tabanını genişletmenin iki yolu vardır. Bunlardan ilki çıkarılacak vergi yasalarında istisna ve muafiyetleri olabildiğince daraltmaktır. Bir başka anlatımla, gerçek ve tüzel kişilerin vergi dışı kalan alanlarını -yasal olarak- vergi kapsamına almaktır. Türkiye'nin bu konuda (menkul sermaye iratları hariç) ciddi bir sorunu yoktur denilebilir. Vergi tabanını genişletmenin ikinci yolu ise, vergilendirilmesi yasal olarak zorunlu olan alanlardaki kaçakların üzerine gidilmesidir.  Burada yönetimin etkinliği gündeme gelmektedir.
Gelir İdaresi Etkin mi?
Bu konuda fazla bir yorum yapmadan, Devlet Planlama Teşkilatı'nın, 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlık çalışmaları kapsamında oluşturduğu "Vergi Özel İhtisas Komisyonu"nun hazırladığı Rapordan bazı aktarmalar yapalım. Söz konusu Rapor Gelir İdaresinin sorunlarını şöyle sıralıyor (Ankara 2001 Sayfa 26-29).
? "Vergiye ve Gelir İdaresine gereken önem verilmemektedir.
? Gelir İdaresinin merkez ve taşra teşkilatı, ihtiyaçlara cevap verecek fonksiyonel bir örgütlenme yapısına sahip değildir.
? Gelir İdaresi merkez ve taşra teşkilatı hiyerarşik bir bütünlük içinde örgütlenmiş değildir.
? Gelir İdaresinin merkez ve taşra teşkilatının görev, yetki ve sorumlulukları net olarak belirlenmemiştir.
? Gelir İdaresi, inisiyatif kullanmaya imkan veren yapıcı, eğitici ve yol gösterici iç denetim anlayışından yoksundur.
? Gelir İdaresinde performans değerlemesi ve denetimi yapılmamaktadır.

Bu İçeriği Görüntülemek İçin Giriş Yapmanız Gerekmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI