Ara
Filtreler
Kapat
Anasayfa Arşiv Makaleler DEĞİŞEN SADECE VERGİ ORANLARI MI?

DEĞİŞEN SADECE VERGİ ORANLARI MI?

Yazar : Eski Hesap Uzmanı Yaşar BASKIN
Dergi : Mayıs 1986

YAŞAR BASKIN
Eski Hesap Uzmanı

Gelir vergisi dışında ayıca bir kurumlar vergisi alınmasının haklı bir gerekçesi var mıdır? Yirminci yüzyılın başında kurumlar vergisi uygulaması başladıktan sonra kurumlardan ayrı bir vergi alınmasını haklı göstermek için çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bazı kuramcılar, kurumların onu meydana getiren ortaklardan ayrı bir ödeme gücü bulunduğunu; bazıları, kurumlara tanınmış olan hukuki imtiyazların karşılığı onların vergilendirilmesi gerektiğini; nihayet bazıları da, kar dağıtımından önce kurum kazançlarının vergilendirilmesinin ayırma ilkesinin bir sonucu olduğunu ileri sürmüşlerdir. (1)

Türk Vergi Sisteminde de sermaye şirketi tüzel kişiliklerine bağımsız bir varlık tanınmış ve kurumlar vergisine tabi tutulmuşlardır. Sermaye şirketleri kurumlar vergisi ödedikten, Ticaret Kanunu ve ana sözleşmeleri ile genel kurul kararlarına göre gerekli yedek akçeleri ayırdıktan sonra kalan kısmını ortaklarına kar payı olarak dağıtmaktadırlar. Ortaklara dağıtılan kar payları ise bugüne kadar menkul sermaye iradı olarak gelir vergisine tabi tutularak iki vergi arasında bağ kurulmuş ve teorik olarak ayırma prensibi uygulanmıştır. Teorik olarak ayırma prensibi uygulanmıştır diyoruz. Zira, uygulamada pek çok şirket, Oto Finansman ihtiyacını ileri sürerek karlarının büyük bir bölümünü veya tamamını şirket bünyesinde bırakmakta, ortaklar da kar elde edilmediği gerekçesiyle beyanname vermemekte böylece gelir vergisi sisteminin dışına çıkmakta idi. Bu durum, mükellefler tarafından vergiden kaçınma olarak kabul edilirken, vergi idaresi tarafından örtülü kazanç dağıtım gibi hallerde kaçakçılık olarak nitelendirilmiştir. Yargı organlarının bu konuda çeşitli kararları bulunmakta; ancak, ortak bir uygulama görülmemektedir.

Örneğin;
Danıştay 4. D. 27.11.1972 E. 71/7233 K: 72/6922 sayılı kararında;«...Olayda mükellefin ortağı bulunduğu anonim ortaklık aynı soyadı taşıyan beş ortaktan kurulmuş olup, bu durumdan yararlanarak ortakların kişisel çıkarlarını korumak hususunda istedikleri şekilde karar almaları mümkün olduğundan, yedek akçeler ayrıldıktan sonra kalan karı olağanüstü ihtiyat olarak ayırmaları Ticaret Kanunu' na uygun bulunsa dahi, vergi kanunlarının uygulaması yönünden ortakların kişisel çıkarlarına göre, ihtiyarları ile alınmış bir karar sayılmalarına engel yoktur.Aksine bir görüşün kabulü aynı zamanda bu gibi yollardan vergi borçlarının teciline imkan vermek ve devlet alacağını akıbeti meçhul bir duruma düşürmek olur ki, bunun ne hukuken, ne de vergi mevzuatı bakımından tecvizi mümkün değildir...»Ancak bazı kararlarda ise salt dağıtmama kararının yeterli olmadığı, dağıtmama kararının muvazaalı yollardan alındığının ispatlanması gerektiği vurgulanmıştır.Danıştay'ın 13. D. 21.4.1976 E. 1975/756 K. 1976/1312 sayılı kararını bu görüşe örnek olarak verebiliriz. Anılan kararın özeti aşağıya alınmıştır.
«...Limited şirket genel kurulunca fevkalade yedek akçe olarak ayrılan meblağın, muvazaalı yollarla ortağa ödendiği saptanmadıkça ihtiyat olarak ayrılan meblağın payına düşen kısmının menkul sermaye iradı olarak beyanı gerekmez.»Kurumları bu yola -iten, vergi idaresi ile ihtilafa düşüren, cezalı tarhiyatları göze aldıran saik ne idi, bunu açıklayabilmek için geçmiş uygulamaya kısaca bakmak gerekir.

Bu güne kadar yapılan uygulama:
1980 yılına kadar kurumlar vergisi oranı %25, dağıtılmayan kurum kazançları üzerinden yapılan tevkifat oranı ise %20 idi. Ayrıca ödenen MDV ile birlikte karını dağıtmayan bir kurumun vergi yükü % 42.4 kalıyordu. İştirak kazançları istisnası nedeniyle holdinglerde aynı orana ulaşabilmek için ise bir yıl beklemek gerekiyordu. Ancak belirttiğimiz bu oranın teorik olarak tespit edildiğine işaret etmek isteriz. Zira, uygulamada; GVK’nun 96/2. maddesi uyarınca matrahtan indirilmesi kabul edilmiş bulunan indirimler (Yönetim Kurulu üyelerine verilen temettü ikramiyeleri, kanuni ihtiyatlar, ödenmiş vergi cezaları, mahsubu yapılamamış zararları vb.) dikkate alındığında kurumun vergi yükünün % 42' den daha düşük olacağı kuşkusuzdur. Aynı dönemde gerçek kişi mükelleflerin vergi yükü ise % 60' a ulaşmıştı. (140.000,— liralık gelir diliminde vergi oranı % 60 idi). Gelir ve Kurumlar vergisi müke ...


Bu İçeriği Görüntülemek İçin Giriş Yapmanız Gerekmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI