Ara
Filtreler
Kapat
Anasayfa Arşiv Makaleler VERGİ İNCELEMELERİNDE DİNLENME HAKKI

VERGİ İNCELEMELERİNDE DİNLENME HAKKI

Yazar : VERGİ KONSEYİ GENEL SEKRETER YRD. ONUR GÖK , Vergi Müfettişi COŞKUN ÇEKİCİLER
Dergi : Ocak 2019

 

VERGİ İNCELEMELERİNDE DİNLENME HAKKI

           

Onur GÖK

Coşkun ÇEKİCİLER

Vergi Konseyi Genel Sekreter Yrd.

Vergi Müfettişi

 

           

ÖZET

Vatandaş odaklı kamu yönetimi anlayışının gelişimi, maliye idaresi alanında mükellef odaklı yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda mükelleflerin vergiye gönüllü uyumlarının sağlanması, gerek anayasadan gerekse kanunlardan kaynaklanan haklarının korunması ve rahatça uygulanabilmesi için çeşitli uygulamalar ihdas edilmektedir. Son dönemde mükellef hakları kapsamında sağlanan yeni uygulamaların başında ise dinlenme hakkı gelmektedir.

Bu çalışmamızda uygulamaya konulduğu günden itibaren mükelleflerin sıklıkla başvurduğu dinlenme hakkının uygulaması, karşılaşılan sorunlar ve öneriler üzerinde durulmuştur.

            ANAHTAR KELİMELER

İnceleme, dinlenme, mükellef hakları

            1.GİRİŞ

Devletlerin egemenliğini sürdürebilmesi için, düzenli mali kaynaklara ihtiyacı vardır.  Bu mali kaynakların en başında ise vergiler gelmektedir. Devletler kendilerinden beklenen fonksiyonları yerine getirebilmek ve kamu hizmetlerini sunabilmek için ihtiyaç duyduğu bu kaynakları, vergilendirme yetkisini kullanarak sağlamaktadır[1].

Vergilendirme yetkisi, devletin ülkesi üzerindeki egemenliğine dayanarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili gücünü temsil etmektedir[2]. Vergi ise, devletin ve/ya da vergilendirme yetkisi bulunan diğer kamu idarelerinin kamu hizmetlerini yerine getirmeleri için ihtiyaç duydukları parayı temin etmek amacıyla, gerçek ve tüzel kişilerden hukuki cebre dayanarak, iade edilmemek üzere ve para olarak alınan ekonomik değerlerdir[3].

Buna göre, devletin, kamu hizmetlerini yerine getirmek için bireylerin vergi ödemeyi isteyip istemediklerine bakmaksızın, egemenlik gücüne dayanarak vergi alma yetkisine sahip olması, verginin cebre dayanmasının bir sonucudur.

Cebre dayanan vergi alma yetkisine karşılık, vergilerin kişilerin mali hak ve özgürlüklerini doğrudan etkileyen bir araç olması dolayısıyla bu cebrin sınırlarının belirlenmesi söz konusu hak ve özgürlüklere zarar verilmeden vergilendirmenin sağlanabilmesi için önem arz etmekte ve bu noktada cebir devletin vergilendirme yetkisine dayandığı için bu yetkisinin sınırlarının belirlenmesi gereği ortaya çıkmaktadır.[4]

Bu noktada vergilendirme yetkisinin sınırları, vergi hukukunun kaynakları ile çizilmiştir. Vergilemenin asli kaynakları olarak nitelendirilecek Anayasa, kanun, kanun hükmünde kararname, uluslararası vergi anlaşmaları, Bakanlar Kurulu Kararları, Anayasa Mahkemesi Kararları, İçtihadı Birleştirme Kararları ve genel tebliğler; yeni norm koyan, verginin konusunu, mükellefini, oranını etkileyen, vergi idaresinin, mükelleflerin ve vergi mahkemelerinin uymak zorunda olduğu bağlayıcı kaynaklardır[5]

Devletlerin vergilendirme yetkisinin sıraladığımız kaynaklar ile sınırlandırılması vergi hukuku alanında bir alt hukuk dalı olarak ifade edebileceğimiz “Mükellef Hukuku” alanını karşımıza çıkarmıştır. Günümüz modern ekonomilerinde ve anayasal devletlerinde mükellef sadece vergi borcu ödemek ile yükümlü olan kişi değildir. Gelinen noktada mükellefler pek çok hakka sahip kişilerdir.

Mükellef hakları hukuk sisteminde var olan temel insan haklarından kaynaklanan, anayasa, uluslararası anlaşma, kanun ve idari düzenlemelerle korunan, vergileme işlemi sırasında vergi mükelleflerinin ileri sürebilecekleri haklar olarak tanımlanabilir.[6] Mükellef hakları; vergi mükelleflerine olumlu ya da olumsuz bir talepte bulunma yetkisi veren ve ihlal edildiğinde hukuki koruma sağlayan haklardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI