Ara
Filtreler
Kapat
Anasayfa Arşiv Makaleler BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİNDE "HESABEN ALMA" KAVRAMININ DEĞERLENDİRİLMESİ

BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİNDE "HESABEN ALMA" KAVRAMININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Yazar : Hesap Uzman Mv. Zeki KURTÇU
Dergi : Ekim 1986
ZEKİ KURTÇU
Hesap Uzmanı

1. Genel Açıklamalar
6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 28 ve izleyen maddelerinde Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi hükümleri yer almaktadır. Kanunun 28. maddesinde, Banka ve Sigorta şirketlerinin her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakten veya hesaben aldıkları paraların Banka ve Sigorta muameleleri vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.
Aynı madde hükmünde bankerlerin sadece yapmış oldukları banka muameleleri nedeniyle bu vergiye tabi olduğu, diğer bir deyişle banka muamelesi olmayan faaliyetlerden —Gayrimenkul, demirbaş satışı ve benzerleri— doğan gelirlerin bu verginin konusuna girmediği, ayrıca 2279 sayılı kanuna göre ikraz işleriyle uğraşanlarla, banka muamele ve hizmetlerinden herhangi birini devamlı olarak yapanların bu kanunun uygulamasında banker sayılacağı belirtilmektedir.
Kanunun uygulanmasında verginin konusu, banka, banker ve sigorta şirketlerince her ne şekilde olursa olsun bir muamele yapılmış olması ve bundan dolayı kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakten veya hesaben bir para alınmış olmasına bağlanmıştır. Yine Kanunun uygulanmasında, bankerlik ve ödünç para verme işleriyle iştigal etmeyi belli eden ölçü, yıl içinde birden fazla kişilere ödünç para vermek, bir kişiye sürekli olarak birçok yıllar veya yıl içinde yapılan ayrı ayrı işlemler sonucunda borç vermek veya verilen borcun vadesini müteakip yılda bir yılı aşacak şekilde uzatmak, özetle borç verme işlemlerinde tekerrür şeklinde belirmiştir.
2. Hesaben Alma Deyimi
Yasa maddesinin yapısı ve uygulaması ile ilgili genel açıklamalardan sonra, yazımızın esas itibariyle konusu olan ve madde metninde anılan hesaben alma deyiminin anlamı, gerek yasa hükümleri gerekse yargı içtihatları bakımından aşağıda açıklanmaya çalışılacaktır.
Banka ve bankerlerin yaptıkları Bu muamelelerden dolayı lehlerine alacakları paralar, nakten tahsil edilebileceği gibi müşteri hesabının borcuna yazılmak suretiyle de alınabilir. Müşterinin hesabına borç yazılan meblağ, bankacılık ve muhasebe uygulaması bakımından hesaben elde edilmiş sayılmakta ve bu durum kanunda nakten elde etmeden farksız şekilde vergiyi doğuran olay olarak mütalaa edilmektedir.
Buradaki hesaben alma deyiminin Gelir Vergisi Kanunu'nun 96. maddesinde tarifi yapılan hesaben ödeme deyiminden farklı düşünülmemesi ve hesaben alma deyiminin «... ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade...» ettiğini kabul etmek gerekir.
Uygulamada ikraz işleriyle devamlı olarak uğraşanlar genellikle ticari senet karşılığında veya gayrimenkul rehni karşılığında kredi vermektedirler. Ticari senet karşılığında yapılan kredi verme işlemlerinde krediyi alan taraf, anlaşma çerçevesinde ana para ve faizi içerecek miktarda senedi krediyi veren tarafa vermektedir. Gayrimenkul üzerine yapılan kredi verme işlemlerinde ise, gayrimenkul üzerinde krediyi veren lehine ipotek tesis ettirilmektedir.
Yukarıda anılan her iki durum da bize göre faiz ödeyenleri faiz alacaklısına karşı borçlu durumda gösteren bir işlemin yapıldığını göstermektedir.
Verilen borç paralar karşılığında alınan senetler ister kambiyo senedi ister adi borç senedi hükmünde olsun, borç alınan paranın üzerinde senet verilmesi hesaben alma işlemini ortadan kaldırmaz. Çünkü hesaben alma kavramı esas hasılatı kabili tasarruf bir mahiyet almasına bağlı bulunmaktadır. Adi borç senetleri kıymetli evrakın ihtiva ettiği tedavül kabiliyetinde olmasalar bile, alacak hakkının tevsikine yarayan vesikalardır. Faiz alacağının senet olarak düzenlenmesinden sonra, hem kambiyo senetlerinde hem de adi senetlerde, faiz alacaklısının tasarrufuna geçmiş olmaktadır.
3. Yargı Kararlarının Değerlendirilmesi
Hesaben alma deyiminin gerek yasa, gerekse yargı içtihatları karşısında ne ölçüde geniş yorumlandığını ifade etmek bakımından aşağıdaki yargı kararlarına değinmek yararlı olacaktır.
Danıştay 7. Dairesinin 17.5.1967 gün ve K. 1967-1298 sayılı kararında, «Müşterilerin borçlu hesaplarındaki borç miktarlarına göre tahakkuk ettirilen faizlerin, banka alacaklarının ne zaman tahsil edileceğinin mü ...

Bu İçeriği Görüntülemek İçin Giriş Yapmanız Gerekmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI