ALACAĞIN TEMLİKİ DURUMUNDA ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI

BEYTULAH SARICAN Hesap Uzman Yard. I. GİRİŞ Dönem kârının ve üretilen mamul maliyetinin doğru bir şekilde tespiti, mali tabloların güvenilir ve gerçeği yansıtacak şekilde düzenlenip raporlanması, varlıkların ve borçların gerçek değerleriyle gösterilmesi ve böylece muhasebenin temel kavramlarından olan sosyal sorumluluğun yerine getirilmesi için karşılık ayrılması, muhasebe uygulamalarında oldukça önemli bir yere sahiptir. Vergi hukuk sistemimizde; ticari ve zirai kazancın tespitinde tahakkuk esası geçerlidir. Zira tahakkuk eden, yani miktar ve tutar olarak kesinleşen gelir unsuru bir alacak, "elde edilmiş gelir" sayılarak o dönemin vergi matrahının tespitinde dikkate alınmaktadır. Ancak tahakkuk ettiği için elde edilmiş sayılan gelir unsuru bir alacağın, elde edilmesinin şüpheli hale gelmesi durumunda ise; tahakkuk ettiği dönem gelirleri arasından çıkartılması, gerçek kazancın vergilenmesi ilkesi açısından bir zorunluluktur. Bu amaçla, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 323'üncü maddesinde elde edilmesi şüpheli hale gelen alacaklar tanımlanmış ve bu tür alacaklar için karşılık ayrılması esası düzenlenmiştir. Karşılık ayrılabilmesi için alacağın dava ve icra safhasında bulunması gerekmektedir. Şüpheli alacak karşılığı ayırmak bakımından, alacağın hangi nedenle dava veya icra konusu yapıldığının bir önemi yoktur. Alacağın varlığı, vadesi veya miktarı ihtilaf konusu olabileceği gibi, borçlunun ödeme kabiliyetini yitirmiş olması da ihtilaf nedeni olabilir. Ancak, dava ve icra safhasının ciddi şekilde takip edilmesi gerekir. Dava veya icra takip dilekçesinin verilmesinden sonra dava ve icra takibinin ciddi bir şekilde yapılmaması halinde alacak şüpheli alacak niteliğini kaybeder. Söz konusu maddede borçlunun kimliğine ilişkin herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Alacağın ortaktan, iştirakten, gerçek kişiden, tüzel kişiden, yurt içinden veya yurt dışından olması karşılık ayırmaya engel değildir. Ancak, Borçlar Kanunu'nda; alacaklıya, alacak hakkını üçüncü bir şahsa devretme imkânı veren alacağın temliki müessesesi; alacağı temellük eden üçüncü şahıs açısından, borçlu kişinin de değişmesine dolayısıyla dava açılacak kişinin belirlenmesinde sorunlara sebep olmaktadır. Bu durumda; alacağın temliki sözleşmesinin geçerli olup-olmamasına göre, şüpheli alacak karşılığı ayırabilmek için açılacak davanın tarafı da değişmektedir. Bu nedenle; yazımızda öncelikle "Şüpheli Alacak Karşılığı" ve Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olan "Alacağın Temliki" müessesesi irdelenecektir. Daha sonra; alacağın temliki sözleşmesi ile temlik edilen alacağın; tahsil edilememesi nedeniyle şüpheli alacak karşılığı ayrılması konusunda özellikli durumlar açıklanacaktır. II. ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI Gelecekte doğabilecek muhtemel yükümlülüklere karşı bir miktar fonun ayrılması olarak tanımlanan karşılık; esas kaynağını ihtiyatlılık kavramından alır. İhtiyatlık kavramı; Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği'nde (MSUGT) aşağıdaki gibi açıklanır; "Bu kavram muhasebe olaylarında temkinli davranılması ve işletmenin karşılaşabileceği risklerin göz önüne alınması gereğini ifade eder. Bu kavramın sonucu olarak, işletmeler, muhtemel giderleri ve zararları için karşılık ayırırlar, muhtemel gelir ve kârları için ise gerçekleşme dönemlerine kadar herhangi bir muhasebe işlemi yapmazlar. Ancak bu kavram gizli yedekler veya gereğinden fazla karşılık ayrılmasına gerekçe oluşturmaz" Ayrıca MSUGT'de yer alan bilanço ilkelerinin açıklandığı kısımda, varlıklardaki değer düşüklüğünü göstermek için karşılık ayrılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Söz konusu ilke şu şekildedir : "Bilançoda varlıkları, bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleriyle gösterebilmek için, varlıklardaki değer düşüklüklerini göstererek karşılıkların ayrılması zorunludur. Dönen varlıklar grubu içinde yer alan menkul kıymetler, alacaklar, stoklar ve diğer dönen varlıklar içindeki ilgili kalemler için yapılacak değerleme sonucu gerekli durumlara uygun karşılıklar ayrılır. Bu ilke, duran varlıklar grubunda yer alan alacaklar, bağlı menkul kıymetler, iştirakler, bağlı ortaklıklar ve diğer duran varlıklardaki ilgili kalemler için de geçerlidir." Karşılık gideri aslında içinde bulunulan dönemi ilgilendiren, fakat gelecek dönemlerde ortaya çıkması beklenen bir gider olduğundan, dönemsellik kavramını da ilgilendirmektedir. Bu bakımdan karşılık ayrılmasını sadece ihtiyatlılık kavramının gereği olarak yapılan bir işlem olarak görmek, uygun bir yaklaşım değildir. Netice itibariyle muhasebe teorisindeki karşılık kavramı, ihtiyatlılık ve dönemsellik kavramının bir gereği olarak, gelecekteki muhtemel zarar, ziyan ve tazminatlardan dolayı aktif değerlerde meydana gelebilecek bir değer azalışına karşı temkinli davranılması olarak ifade edilebilir. Karşılık, işletmenin faaliyet sonuçlarını gerçeğe uygun olarak gösterebilmek için muhtemel zarar ve ziyanlar için ayrılır. Karşılıklar, menkul kıymet değer düşüklüğü karşılığı, şüpheli alacaklar karşılığı, stok değer düşüklüğü karşılığı gibi konusu belli olan ancak, miktarı belli olmayan, bir takım risk ve ihtimalleri göz önüne alarak ihtiyatlı olunması amacını güder. Yani karşılıklarda risk doğmuştur ve ilgili aktif kıymet değer kaybına uğramıştır. Aktifle ilgili karşılıklar bilançoda aktif düzenleyici hesap olarak, ilgili aktif varlığın altında (-) olarak gösterilirken, aktifle ilgili olmayan borç ve gider karşılıkları, işletmenin tahmini borçlarını gösterdiklerinden işletme bilançosunun pasifinde kısa veya uzun vadeli yabancı kaynaklar olarak gösterilir. Vergi hukukunda yer alan karşılık kavramı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 288'inci maddesinde düzenlenmiştir. Sözkonusu madde metni şu şekildedir: "Hasıl olan veya husulü beklenen fakat miktarı katiyetle kestirilemeyen ve teşebbüs için bir borç mahiyeti arz eden belli bazı zararları karşılamak maksadıyla hesaben ayrılan meblağlara karşılık denir. Karşılıklar mukayyet değerleriyle pasifleştirilmek suretiyle değerlenir. Amortisman kayıtları hakkındaki özel hükümler mahfuzdur." Madde hükmüne göre karşılık ayrılabilmesi için; a) Gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel olan bir zarar sözkonusu olmalıdır, b) Bu zarar işletme için borç niteliği taşımalıdır, c) Öz sermayeyi olumsuz olarak etkilemelidir, yani öz sermayeyi azaltmalıdır. Yukarıda sayılan şartların meydana gelmesi halinde muhtemel zararları karşılamak üzere karşılık ayrılabilir. Ayrılan karşılıklar mukayyet (kayıtlı) değerleri ile değerlenir. Karşılıklarla ilgili temel prensiplere yer veren söz konusu VUK 288'inci madde hükmüne dayanılarak -vergi kanunlarında başka bir hüküm olmaksızın- karşılık ayrılması mümkün değildir. Karşılık ayrılabilmesi için, 288'inci maddeye ilave olarak, vergi kanunlarında ayrıca bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Vergi Usul Kanunu'nda hangi hallerde karşılık ayrılacağı sınırlı kapsamda ve özel olarak düzenlenmiştir. Bu doğrultuda, şüpheli alacakların değerlemesine ilişkin olarak, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 323'üncü maddesi aşağıdaki gibidir : "Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; 1-Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar; 2-Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır. Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir. Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder. Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar zarar hesabına intikal ettirilir." VUK 323'üncü madde hükmüne göre, bir alacağın şüpheli alacak sayılarak karşılık ayrılabilmesi için gerekli şartlar aşağıdaki gibidir : 1. Alacak Tahakkuk Etmiş Olmalıdır Türk vergi sisteminde ticari ve zirai kazançta gelir ve giderin elde edilmesi tahakkuk esasına bağlanmıştır. Tahakkuk esasında, özetle, anılan faaliyetler kapsamında elde edilen ve mahiyet ve tutar olarak kesinleşen gelir, tahsil edilip edilmediğine bakılmaksızın vergilendirilmektedir. Diğer bir ifade ile, ticari ve zirai faaliyetler kapsamında satılan mal ve hizmetlerin bedeli, tahsil edilmese bile satışın gerçekleştirildiği tarihte gelir olarak yasal defterlere kaydedilmesi gerekmektedir. 2.Alacak Ticari Ve Zirai Kazancın Elde Edilmesi Ve İdame Ettirilmesi İle İlgili Olmalıdır VUK 323'üncü madde metninde de açıkça ifade edildiği üzere şüpheli ticari alacak karşılığı ayırabilmek için, karşılık ayrılacak olan alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması gerekir. Bir başka ifadeyle alacak ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunması gerekmektedir. 3.Mükellef Bilânço Esasına Göre Defter Tutmalıdır Bir alacağın şüpheli sayılarak gider yazılması, VUK 323'üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm uyarınca pasifte karşılık ayrılması suretiyle mümkündür. Pasiflerinde karşılık ayırmak imkanına sahip olan mükellefler ise sadece bilanço esasına göre defter tutan ticari ve zirai kazanç sahipleridir. 4.Alacak Teminatsız Olmalıdır VUK 323'üncü maddesinin "teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder" hükmü uyarınca şüpheli alacak karşılığı ayırabilmek için alacağın; teminatsız olması gerekmektedir. Teminata bağlanmış alacakların tahsilinin şüpheli hale geldiğini ileri sürmek mümkün değildir. Bu nedenle teminatlı alacaklar için şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılamaz. Alacağın bir kısmı teminatlı ise, karşılığın sadece teminatsız kalan kısım için ayrılması mümkündür. 5.Alacağın Tahsili Şüpheli Hale Gelmelidir VUK' un 323'üncü maddesinde, bir alacağın şüpheli alacak olarak kabul edilip şüpheli alacak karşılığı ayırabilmek için dava ve icra safhasında olması gerekmektedir. Bir alacağın dava veya icra safhasında olması o alacağın şüpheli alacak niteliğine sahip olması için yeterlidir. Mahkemeye dava, icraya takip dilekçesinin verilmiş olması, alacağın dava veya icra safhasına intikal ettiğini gösterir. Ancak, şekli bir başvuru alacağın şüpheli sayılabilmesi için yeterli olmaz. Dava ve icra safhasının ciddi şekilde takip edilmesi gerekir. İcra takibinin ciddi olarak yapılmaması nedeniyle dosyası takipten düşen alacak, şüpheli alacak kabul edilmez. III. ALACAĞIN TEMLİKİ Borç ilişkisi, kimler arasında meydana gelmişse, alacaklılık ve borçluluk sıfatları da onlara ait olacak ve borçlu, kime karşı ifa yükümü altına girmişse alacak hakkı da ona ait bulunacaktır. Ancak, bir takım iktisadi ve ticari nedenlerin etkisi ile alacaklı, borçluya karşı haiz olduğu alacağını üçüncü şahsa devir ve temlik edebilir. Alacaklıya; alacak hakkını üçüncü bir şahsa devretme imkânı veren "alacağın temliki" müessesesi Borçlar Kanunu'nun (B.K.) 162 ila 172'inci maddelerinde tanzim edilmiştir. Temlik; lügat anlamı bakımından bir şeyi diğer bir şahsa mülk etmek yani devretmek demektir. Hukuki bakımdan alacağın temliki ise, borç ilişkisinden doğan belli bir talep hakkının devrine yönelik olarak, alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında, borçlunun rızasını aramaksızın yapılan ve kazandırıcı bir tasarruf işlem niteliği taşıyan şekle bağlı bir sözleşmedir. Ancak, bu temlik, bir borç münasebetinin bütününün devrini ifade etmeyip, bu borç münasebetinden doğan alacakların bir kısmının veya tamamının devridir. Kısaca ifade edecek olursak, alacağın temliki, "alacaklının, borçlusundaki alacağını başka bir kimseye devretmesidir". Temlik ile alacaklı değişir ve alacak, temellük eden üçüncü kişiye geçer. Bu andan itibaren, borcun ödenmesini istemek hakkı da yeni alacaklıya geçer. Temlik Eden Temellük Eden (Esas Alacaklı) (Alacağın Temliki) (Temlik Edilen) Borçlu Alacağın temliki, temlik eden alacaklı ile temellük eden şahıs arasında yapılan bir akde müsteniden meydana gelen tasarrufi, kazandırıcı ve mücerret bir muameledir. Alacağın temliki, bir tasarruf (harcama) işlemidir. Çünkü alacağın temliki, yeni bir alacak doğurmaz; mevcut bir alacağın alacaklısı yerine başka bir alacaklıyı ikame eder. Diğer bir ifade ile eski alacaklının malvarlığından çıkmakta ve yeni alacaklının yani temellük edenin malvarlığına dahil olmaktadır. Alacağın temliki, temellük edenin mal varlığında bir artmaya neden olduğundan aynı zamanda kazandırıcı bir işlemdir. Her kazandırıcı muamele gibi, alacağın temliki de bir hukuki sebebe bağlı olarak gerçekleşir. Ancak, alacağın temlikinin geçerliliği bu hukuki sebebe bağlı değil yani mücerret (soyut) bir hukuki muameledir. Bu nedenle, alacağın temliki bir hukuki sebebe dayanmasa veya dayandığı sebep gerçekleşmese veyahut sebep muteber olmasa; temlik hükümsüz olmaz; borçlu, alacağı yeni alacaklıya, temellük edene ifaya mecburdur. Ancak, temlikin geçerli bir nedeni bulunmazsa temellük eden kimse sebepsiz zenginleşmiş olacağından, ona karşı istirdat (geri alım) davası açılabilir. Alacağın temliki ile birlikte B.K.'nun 168/I'inci maddesinin "Alacağın temlikinde, temlik eden kimsenin şahsına has olanlardan maada rüçhan hakları ve diğer müteferri haklar dahil olur." hükmü uyarınca alacağa bağlı olan yan (fer'i) haklar ve öncelik (rüçhan) hakları da temlik işlemi sonucunda temellük edene geçer. Temellük edene geçecek yan hakların başında alacağa bağlı teminatlar gelir. Rehin ve kefalet bu suretle temellük edene geçecek başlıca teminat biçimleridir. A. Alacağın Temlikinin Türleri Borçlar Kanunu'nun 162 ve 164'üncü maddelerinin kenar başlıklarından alacağın temlikinin üç tür olduğu görülmektedir ; 1. Rızai Temlik Rızai temlik, B.K.' nun 162 ?inci maddesinde "Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı olarak menedilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, bir borç münasebetinden doğan alacak haklarının bir kısmının veya tamamının, alacağı temlik edenle, temellük eden arasında yapılan bir hukuki muamele ile devredilmesine "rızai temlik" denir. 2. Kanuni ve Kazai Temlik B.K.' nun 164 ?üncü maddesinde kanuni ve kazai temliği düzenleyen "Alacağın temliki kanun veya mahkeme kararı mucibince vukubulduğu halde bir güna merasime tabi olmaksızın ve evvelki alacaklı tarafından rıza izhar edilmesine bile ihtiyaç bulunmaksızın üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilebilir." hükmü yer almaktadır. Buna göre kanuni temlik; Temlik edenin bir irade beyanına gerek olmadan muayyen bir vakıanın gerçekleşmesi ve bir kanun hükmü ile alacağın bir kimsenin mamelekinden çıkarak diğer bir kimsenin mamelekine geçmesidir. Murisin ölümünde; mirasçılar (M.K. Mad.539) ve asıl borcu ödeyerek, borçluyu borcundan kurtaran kefil (B.K. Mad.496) kanun hükmüne binaen alacağı temellük ederler. Temlik edenin bir irade beyanına lüzum olmadan; mahkeme kararı ile bir alacağın, bir kimsenin mamelekinden başka bir şahsın mamelekine geçmesine de "kazai temlik" denir. Adi şirkette; mamelekin (B.K. Mad.540) ve mal ortaklığında; ortaklık mallarının (M.K. Mad.221) taksimi ile alakalı davalarda kazai temlike rastlanmaktadır. B. Alacağın Temlikinin Şartları Borçlar Kanunu'nun 162 ila 172'inci madde hükümlerine göre; bir borç münasebetinden doğan alacakların bir kısmının veya tamamının devredilmesi yani alacağın temlikinin geçerli olması için gerekli şartlar aşağıdaki gibidir; 1. Bir Alacak Olmalıdır. Temlik için bir alacağın mevcut olması kafidir. Alacağın şarta veya bir vadeye bağlanmış olması temlikine engel değildir. Doğuş sebebi ne olursa olsun, esas itibariyle her türlü alacağın temliki mümkündür. Hatta amme alacakları bile temlik edilebilir. Bu alacakların bir akitten, haksız fiilden, haksız iktisaptan, kanundan veya sair bir sebepten doğmuş olmasının bir ehemmiyeti yoktur. Alacağın temliki, kazandırıcı bir tasarruf işlemi olması nedeniyle; Temlik edenin malvarlığının aktifinde, mevcut haklarda başkası lehine bir azalmayı, bir değişmeyi veya kayıtlamayı gerektiren hukuki bir işlemdir. O halde temlik edenin malvarlığının aktifinde henüz mevcut olmayan, müstakbel bir alacağın temliki mümkün olur mu? Bir kimsenin ileride kazanacağı alacaklar da temlik edilebilir. Örneğin doğumları kira veya kaydı hayatla irat ilişkilerin devamlarına bağlı olmasına rağmen, kira bedeli ve irat alacağı devrolunabilir. Hatta henüz doğmamış, müstakbel alacakların da temliki mümkündür; örneğin henüz kiraya verilmemiş bir evden alınacak kira bedelinin veya henüz satılmamış bir malın satış bedeli de devredilebilir. Eğer gelecekteki bir alacak temlik edilmişse; bu alacak temlik edilmemiş olsaydı ne zaman doğacak idiyse, temellük edenin şahsında da o zaman doğar. Gelecekteki bir alacağın devredilebileceğini açıklayan İcra-İflas Dairesi'nin bir kararı aşağıdaki gibidir ; "....Adi muamelelerde ilzamı mucip bir sebebin mevcudiyeti halinde ileride zimmete terettüp edecek alacakların temliki caiz ve ticaret işlerinde de Ticaret Kanunu'nun 772'inci maddesi gereğince sebebi halen mevcut olup atiyen terettüp edecek bir matlubun devri muteberdir." Müstakbel alacaklar; iki grupta toplanır; 1) İleride gerçekleşecek olmakla birlikte, temlik anında hukuki bir temeli olan alacaklar, 2) Temlik anında her türlü hukuki temelden yoksun olan alacaklar. Birinci grupta yer alan alacakları da ; a)Muacceliyetleri belirli bir süre sonra gerçekleşecek olanlar, b)Şarta bağlı alacaklar ve c)Çekişmeli alacaklar olmak üzere üçe ayırabiliriz. Birinci grupta yer alan alacakların temlikinde, alacaklı sahip olduğu alacağı veya beklenen bir hakkı ya da bir hukuki durumu temlik etmiş olduğundan artık başka bir işlem yapmakla yükümlü değildir. Daha açık ifade edecek olursak; alacağın talep edilebilir hale gelmesi, geciktirici şartın gerçekleşmesi veya çekişmenin çözümlenmesi, alacağın temliki sonuçlarını meydana getirecektir. İkinci gruba giren alacakların temlikinde, temlik anında herhangi bir hak, alacak, hukuki durum ya da beklenen hakkın varlığından söz edilemez. Henüz yapılmamış bir satım ya da kira sözleşmesinden doğacak alacağın temlikinin hüküm ifade edebilmesi satım ya da kira sözleşmesinin kurulmasına bağlıdır. Ancak, sözleşme şimdi kurulsa bile sonradan temlik edenin taşınmazı satması ya da kiralaması halinde; temellük edenin elde edeceği alacak üzerinde hiçbir talepte bulunamayacağı açıktır. İstisnalar ; Alacaklardan Bazılarının Temlik Edilememesi B.K.' nun 162'inci maddesinde bir alacağın, kanun hükmü, bizzat akit veya işin mahiyeti icabı temlikine mani olunabileceği hükme bağlanmıştır. a) Temliki Kanunen Mümkün Olmayan Alacaklar Bazı ilişkilerden doğan alacaklar, borçlu muvafakat etmedikçe kanun hükmü gereği üçüncü şahıslara temlik edilemez. B.K.'nun 300/II'inci maddesine göre ariyet akdinde; ariyet alanın hakkının, 320/II'inci maddesinde, hizmet akdinde; işverenin işçi karşısındaki hizmet alma hakkının, B.K. 519'uncu maddesinde, ölünceye kadar bakma akdinde; bakım alacaklısının hakkının, B.K. 532/II'inci maddesinde, adi şirkette; ortağın hakkının; İcra ve İflas Kanunu'nun 86 ve 191'inci maddelerine göre; haciz edilmiş alacağın ve müflise ait alacakların; belirtilen kanun hükümleri gereği temliki mümkün değildir. b) İşin Mahiyeti Gereği Temlik Edilemeyen Alacaklar Alacağın devri, devredene ait şahsiyet değerlerini örseleyici sonuçlar verebilecekse ya da ifayı asıl alacaklıdan başka bir kimsenin isteyebilmesi o borcun amacına aykırı düşerse, işin mahiyeti temlike engel olur. Nafaka alacakları, ödünç akitlerinde ödünç alanın talep hakkı doktrinde genellikle gösterilen örnekler arasındadır. c) Akid Hükmü İle Temliki Mümkün Olmayan Alacaklar Bir kanun hükmü veya işin mahiyeti bir alacağın temlikine engel olmadığı halde, taraflar yani alacaklı ile borçlu aralarında yapacakları bir anlaşma ile mevcut olan veya doğacak bir alacağın, alacaklı tarafından temlik edilemeyeceğini bizzat kendileri yasaklayabilirler. Esas alacaklının, temlik edilmemesi kararlaştırılan bir alacağı buna rağmen üçüncü bir şahsa temlik etmesi kanun gereği hükümsüzdür. Ancak, B.K.'nun 162/II'inci maddesi bu hususa önemli bir özellik getirmiştir. Esas sözleşmede temlik edilemeyeceğine dair yasağa rağmen yapılan bir temlik; B.K.'nın 162'inci madde "Borçlu, alacağın temlik edilmemesi şart edilmiş olduğunu bu şartı ihtiva etmeyen bir ikrarı bilkitabeye istinat ile, alacağını temellük eden üçüncü bir şahsa karşı iddia edemez." hükmü uyarınca borçlu, alacağın temlik edilemeyeceği hükmünü içeren bir yazılı sözleşmeye dayanmadan; alacağın temlik edilemeyeceğinin kararlaştırılmış olduğunu defi olarak ileri süremez. Bu konuda aşağıdaki şartların gerçekleşmesi halinde; temellük eden üçüncü şahsın iktisabı korunur. 1- Alacak, borçlu tarafından bir senet ile ikrar edilmişse, 2- Sözü edilen senette alacağın bir başkasına temlik edilmeyeceğine ilişkin hüküm bulunmuyorsa, 3- Alacağı devralan bu senede dayanarak hareket etmişse, 4- Alacağı devralan, temlik yapıldığı sırada iyi niyetli ise;yani taraflar arasında temlik yasağı kararlaştırıldığını bilmiyor, bilmesi de gerekli bulunmuyor idiyse; temlik sözleşmesi geçerlidir. 2. Alacağı Temlik Eden İle Temellük Eden Arasında Yazılı Temlik Sözleşmesi Yapılmalıdır. Alacağın temliki bir sözleşmedir. Alacağın temliki, temlik eden ile temellük eden arasında yapılacak bu sözleşme ile gerçekleşir. Bu nedenle yalnız temlik edenin tek taraflı iradesiyle meydana gelmez, alacağı temlik alanın da (temellük edenin de) açık ya da örtülü (zımni) kabulü gerekir. Bu sözleşmeye borçlunun katılması hiçbir şekilde gerekli değildir. Hatta alacağın temlik işleminin tamamlanması için borçluya ihbarı da şart değildir. Temlik sözleşmesinin yapıldığını borçluya bildirmek temellük edenin menfaati gereğidir. Şöyle ki; borçlunun temlikten habersiz olarak iyiniyetle borcunu önceki alacaklıya veya aynı alacak üzerinde birden fazla temlikin mevcudiyetinde, önceki temlikler dururken sonraki temliğe ödeme yapılması halinde; borçtan kurtulma tehlikesi vardır. Bu nedenle temlik alındığında borçluya ihbar edilmelidir. Temlik sözleşmesi şekle bağlı bir sözleşmedir. B.K.' nun 163'üncü maddesinin "Tahriri şekilde yapılmış olmadıkça alacağın temliki muteber olmaz." hükmü gereğince alacağın temliki sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Yazılı şekilde düzenlemediği takdirde, temlik edenin, temlikin varlığını kabul etmesinin hiçbir hukuki değeri yoktur. Temlik konusu alacağın, temlik edenin kim olduğunun mümkün olduğu nisbette belirtilmesi ve sözleşmenin imza edilmesi gerekmektedir. Temlik sözleşmesinde yalnızca temlik edenin imzasının bulunmasıyla şekil şartı yerine getirilmiş olur. Temlik için aranan yazılı şekle, alacağı devralan yani temellük eden tarafın katılmasına lüzum yoktur. Ne kadar temlik akdi, alacağı devralan tarafın rızası ile gerçekleşse de bu rızanın illa yazılı şekilde bildirilmesine gerek yoktur. Bilindiği üzere; B.K.'nun 6'ıncı maddesinin "İcabı dermeyan eden kimse gerek işin hususi mahiyetinden gerek hal ve mevkiin icabından naşi sarih bir kabule intizar mecburiyetinde olmadığı takdirde, eğer icap münasip bir müddet içinde reddolunmamış ise, akde münakit olmuş nazariyle bakılır." hükmü gereğince yazılı temlik beyanından haberdar edilmiş olması; onun örtülü muvafakatini ifade etmeye yetecektir. Sözleşmeye, tarih ve tanzim mahallini yazmak zorunlu olmamakla birlikte, alacağın birden fazla şahsa temliki ihtimaline binaen; hangisine ilk defa temlikin yapıldığını ayırt edebilmek için tarih yazılması zorunlu hale gelmektedir. Alacağın temliki, kanuni ve kazai temlik yolu ile gerçekleşmişse B.K. 164'üncü maddesinin "Alacağın temliki kanun veya mahkeme kararı mucibince vukubulduğu halde bir güna merasime tabi olmaksızın ve evvelki alacaklı tarafından rıza izhar edilmesine bile ihtiyaç bulunmaksızın üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilebilir."hükmü gereğince; hiçbir şekil şartına gerek olmadan gerçekleşir. C. Alacağın Temlikinin Hükümleri 1. Temlikin; Temlik Edenle Temellük Eden (Temlik Edilen) Arasındaki Hükümleri Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, temlik muamelesinin tamamlanması yani alacağın bir mamelekten diğer bir mameleke geçmesi ile son bulur. Bu sebeple temlik edenin mesuliyetinden bahsedilemez. Ancak, B.K.'nın 168'inci maddesinin ikinci fıkrasında "temlik edenin, temlik senetlerini teslim borcu" ve 169 ila 171'inci maddelerinde "temlik edenin garanti sorumluluğu" düzenlenmiştir. a) Temlik Edenin Temellük Edene Karşı Garanti Sorumlulukları Temlik edilen alacak, temellük eden yeni alacaklı tarafından tahsil edilemezse, acaba eski alacaklı bundan dolayı sorumlu tutulabilir mi? Borçlar Kanunu, bu durumu; alacağın temlikinin ivazlı (karşı edimli) veya ivazsız (karşılıksız) oluşuna yahut bu konuda bir anlaşma bulunmasına göre; temlik edenin sorumluluğunu farklı şekillerde düzenlemiştir; a.1) Temlikin İvazlı (Karşı Edimli) Olması Halinde Sorumluluk; Temlik bir ivaz karşılığında yapılmış ise (mesela alım-satım, trampa, ifa gibi) temlik eden bir yükümlülük altındadır. Bu doğrultuda, temlik edenin alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden dolayı sorumlulukları aşağıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır. a.1.1) Temlik Edenin Alacağın Varlığından Sorumlu Tutulması B.K.' nun 169/I'inci maddesinin "Alacağın temliki ıvaz mukabilinde icra edilmiş ise temlik eden kimse alacağın temlik zamanında mevcudiyetini zamındır." hükmü uyarınca; temlik eden, alacağın temliki zamanında var olmasından ve bu alacağı sonradan ortadan kaldıracak veya ihlal edecek, hiçbir şüphe veya tehlike bulunmadığından sorumludur. Sorumluluk tayin olunurken; temlik anı veya alacak daha sonraki bir tarihte doğacaksa, doğma anı esas alınır. Şöyle ki; temlik anında alacağın hiç olmamasından, temlik senedinde belirtilen şekilde var olmamasından, dava edilebilir olmamasından, temlik edenden başkasına ait olmasından, var olsa da başka bir borçluya karşı ve temlik anında temlik edenden bir başkasına ait olması halinde; temlik eden sorumlu tutulur. Alacağın temlik tarihindeki varlığı, temlik tarihinde vadesinin gelmiş olmasını ifade etmez. Alacak bir vadeye bağlı olsa da mevcuttur. Ancak alacak şarta bağlı ise ve bu şart temlik anında henüz gerçekleşmiş değilse, bundan haberdar olmadan alacağı temellük eden kimse, temlik tarihinde alacağın mevcut olmadığını ileri sürebilir. Alacak hakkı temlik tarihinde mevcut olmakla birlikte eski alacaklının bazı fiil ve davranışları yüzünden, daha sonra ortadan kalkar, azalır veya tahsil edilmezse; temlik edenin bundan da sorumlu tutulması gerekir. Borçlar Kanunu'nun 169'uncu maddesi biraz geniş yorumlanmalı ve ivazlı temliklerde, temlik edenin, alacağın sadece temlik tarihindeki varlığını değil, temellük eden yeni alacaklı tarafından elde edilmesini mümkün kılacak işleri yapmayı da garanti ettiği kabul edilmelidir. Temlik edenin sorumluluğu, temellük edenin bu sorumluluktan vazgeçmesi veya temellük edenin alacağın varolmadığını bilmesi yahut bilmesi gerekmesi ve nihayet alacağın hukuken şüpheli olarak devredilmesi hallerinde sona erer. a.1.2) Temlik Edenin Borçlunun Ödeme Gücünden Sorumlu Tutulması B.K.' nun 169/II'inci maddesinin "Ayrıca taahhüt etmedikçe borçlunun aczinden mesul değildir." hükmü uyarınca; temlik ivaz karşılığında yapılmış olsa bile temlik eden borçlunun aczinden sorumlu değildir. Demek ki temellük eden yeni alacaklı sırf borçlunun ödeme kabiliyetine sahip olmaması nedeniyle alacağını tahsil edemediği takdirde, bundan dolayı temlik eden eski alacaklıya karşı herhangi bir talep iddia edemez. Ancak madde metninden de anlaşıldığı üzere, temlik eden, borçlunun aczinden dolayı sorumlu olmayı yapılan temlik sözleşmesinde taahhüt etmişse, alacağın temlik edildiği veya muaccel olduğu tarihe bakılmalıdır. Temlik edenin, temellük edene borçlunun ödeme kabiliyetini garanti etmesi halinde alacağın temlik edildiği tarihteki ödeme kabiliyeti esas alınır. Nitekim B.K. 169'uncu maddesinin birinci fıkrasında alacağın mevcudiyeti bakımından temlik tarihi esas alındığından; borçlunun ödeme kabiliyeti bakımından da temlik tarihi esas alınmalıdır. Fakat alacak daha sonraki bir tarihte muaccel olacaksa, yüklenilen sorumlulukta da muacceliyet tarihi esas alınır. Borçlu, alacağın muaccel olduğu tarihte ödeme gücüne sahip bulunuyor ise temlik edenin sorumluluğunun sora ereceği açıktır. Çünkü temellük eden borçluyu zamanında takip etseydi alacağını tahsil edebilecekti. Bununla birlikte temlik eden borçlunun aczinden sorumlu olmayı taahhüt etmişse, aciz olayını ispat yükü, temellük eden tarafa yani yeni alacaklıya düşer. a.2) Temlikin İvazsız (Karşı Edimsiz) Olması Halinde Sorumluluk; Alacağın temlikinin ivazsız olduğu durumlarda temlik edenin, temellük eden yeni alacaklıya karşı ne alacağın varlığından ne de borçlunun ödeme kabiliyetinden sorumluluğu yoktur. İvazsız temliklerde bir bağışlama söz konusu olduğu için bağışlayana bir sorumluluk yüklenemeyecektir. b) Temlik Edenin Senetleri Teslim Borcu B.K.'nun 168/II'inci maddesinin "Temlik eden kimse, temellük edene alacak senedini teslim ve mevcut esbabı sübutiyeyi ve haklarının izhar için lüzumlu olan malümatı ita ile mükelleftir." hükmü gereğince; temlik eden kimse, alacak senedini, alacağı ispata yarayan belgeleri ve alacağın elde edilmesi için lüzumlu bilgileri temellük edene vermekle yükümlüdür. Ayrıca, temellük eden ile borçlu arasında bir çekişme vuku bulursa, temlik eden, kendisinde alıkoyduğu bu türlü belgeleri özellikle de ticari defterlerini Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 334'üncü maddesinin "Üçüncü şahsın yedinde bulunan vesikanın ibrazını talep eden kimsenin delaili sübütiyesini beyan ettiği sırada işbu vesikalar münderecatını tayin ve tasrih etmesi lazımdır. Talebi kabul olunursa hakim üçüncü şahsa istenilen vesikayı ibraz etmesini emreder." hükmü gereğince mahkemeye ibraz etmekle yükümlüdür. Eski alacaklının elinde menkul rehni bulunduğu takdirde bu rehnin de yeni alacaklıya verilmesi gerekir. Eğer rehin, gayrimenkul ipoteği şeklinde ise; ipotek hakkı; alacağı temliki ile birlikte Medeni Kanunu'nun 806'ıncı maddesinin "Sözleşmede aksine hüküm yoksa veya durum ve koşullardan hak sahibince şahsen kullanılması gerektiği anlaşılmıyorsa, intifa hakkının kullanılması başkasına devredilebilir." hükmü gereğince yeni alacaklıya geçer. 2. Temlikin; Temlik Edenle Borçlu Arasındaki Hükümleri Temlik işlemi borçlunun rızasına bağlı olmamakla birlikte, temlik işlemi sonunda borçlunun alacaklısı değişmiş olması nedeniyle, öncekinden daha kötü duruma düşmemesi için, yasa koyucu, borçluyu koruyucu bazı hükümler getirmiştir. B.K. 165'inci maddesi "Temlik veya temellük eden tarafından alacağın temlik olunduğu kendisine bildirilmezden mukaddem evvelki alacaklıya ve mütevali temlikler vaki olmuş ise alacağı temellük edenlerden tercihi lazım gelen biri var iken diğerine hüsnü niyetle tediyede bulunan borçlu, beri olur." hükmü gereğince, şu üç şartın birlikte gerçekleşmesi halinde borçlu, temlik edene yaptığı ödeme ile borcundan kurtulacaktır; 1- Borçlu, temlik eden eski alacaklıya veya en son temlik edene ödemiş olmalı, 2- Borçlu, ödemeyi alacağın temlikinin bildirilmesinden (ihbar edilmesinden) önce yapmış olmalı, 3- Borçlu, ödemeyi iyi niyetle yapmış olmalıdır. 3. Temlikin; Temellük Eden İle Borçlu Arasındaki Hükümleri Temellük eden, alacağın temlik edildiğini bildirmişse, borçlunun bunu iyice araştırmış olması gerekmektedir. Zira alacağın temlik edildiğini bildiren kimsenin sonradan temellük eden kimse olmadığının anlaşılması, borçluyu iyiniyetli de olsa borcundan kurtarmaz. Aynı alacak hakkı üzerinde birden fazla kimsenin hak iddia ettiği ve bunlardan hangisinin haklı olduğunun tespit edilemediği hallerde, B.K.'nun 166/I'inci maddesinin "Aidiyeti münazaalı bulunan bir alacağın borçlusu tediyeden imtina edebilir ve alacağı mahkemeye tevdi ile borçtan beri olur." hükmü gereğince, borçluya; alacağı mahalli mahkemeye ödeme hakkı tanınmıştır. B.K.'nun 167'inci maddesinin "Borçlu, temlike vakıf olduğu zaman; temlik edene karşı haiz olduğu def'ileri, temellük edene karşı dahi dermeyan edebilir." hükmü uyarınca borçlu, temlik edene karşı ileri sürebileceği bütün itiraz ve def'ileri, temellük edene karşı da ileri sürebilir. Borçlu, devredilen alacağın doğmadığını veya sona erdiğini gösteren bazı olaylara dayanabilir. Örneğin, borçlu; kendisinde temyiz kudretinin bulunmadığını, şekil eksikliği, hukuka ve ahlaka aykırılık gibi bir nedenle alacağın doğmadığını yahut ödeme, kusursuz imkansızlık gibi nedenlerden biriyle alacağın sona erdiğini iddia edebilir. Bununla birlikte, borçlu ehliyetsizlik veya irade fesadı nedeniyle alacağın doğmasına engel olan sebepleri, borcun nakli sebebiyle borcundan kurtulduğunu, sözleşmenin ifa edilmediğini, sözleşmesinin sona erdiğini beyan ederek borcunun olmadığını iddia edebilir. IV. ALACAĞIN TEMLİKİ VE ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI Alacağın temliki esas itibariyle yeni alacaklıya fon aktarımını amaçlayan bir işlemdir. Bununla birlikte, temlik, temellük edene bir teminat (garanti) sağlama amacına da yönelik olabilir. Alacağın temlikinin teminat niteliği taşıdığı durumda; alacak dava ve icra safhasında bulunsa bile VUK 323'üncü maddesinin teminatlı alacaklara dava açılamaz hükmü uyarınca şüpheli alacak olarak karşılık ayrılması mümkün değildir. Alacağın temliki, işletmelerde özellikle yıllara sari inşaat ve onarım işlerinde sık sık karşılaştığımız bir uygulamadır. Örneğin; Müteahhit firma, ihale makamında doğmuş ve ileride doğması muhtemel alacaklarını; mal ve hizmet alımı yaptığı satıcı firmalara olan borçlarına karşılık temlik ederek borcundan kurtulmaktadır. Temellük eden satıcı firma alacağın temliki sözleşmesine istinaden alacağını ihale makamından talep etmektedir. İhale makamı, müteahhit firmaya karşı öne sürebileceği itiraz ve def'ileri temellük eden firmaya da öne sürmekte ve talep edilen alacağı ödememektedir. Böyle bir durumda temellük eden satıcı firma, ihale makamı aleyhine dava açarak sözkonusu alacağı, şüpheli alacak karşılığı ayırarak gider yazmaktadır. Buna göre alacağın temliki müessesesinde; alacağa Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre şüpheli alacak karşılığı ayırmak yönünden özellikli durumlar aşağıdaki gibidir; A. Temlik Edilmesi Sözleşme İle Yasaklanan Alacağın Temlik Edilmesi B.K.'nun 162'inci maddesinde; bir alacağın, alacaklı ile borçlu arasında yapılacak bir sözleşme ile temlikine mani olunabileceği hükme bağlanmıştır. Alacaklının, temlik edilmemesi kararlaştırılan bir alacağı buna rağmen üçüncü bir şahsa temlik etmesi kanun gereği alacağın temlikini hükümsüz kılar. Ancak burada borçlunun temlik yasağını yazılı bir sözleşme veya senet ile ispat etmesi gerekmektedir. Temellük eden kişinin hangi şartlar altında alacağı iktisap edeceği yazımızın (III.B) bölümünde maddeler halinde belirtilmiştir. Aksi durumda, temellük edenin alacağın temlikini zımni olarak da olsa kabul ederken, alacağın temlikten men edilmiş olup olmadığını araştırması gerekmektedir. Temellük eden kişi, alacağın temlikten yazılı sözleşme ile men edilmesine rağmen, alacağın temlikini kabul ederse; alacağın temliki hükümsüz olacaktır. Sonuç olarak, temellük edenin; temlik eden ile borçlu arasında yapılan yazılı bir sözleşme ile temlikten men edilmiş bir alacağa ilişkin; temlik borçlusu hakkında dava açarak şüpheli alacak karşılığı ayırması mümkün değildir. Temlik sözleşmesinin hükümsüzlüğü nedeniyle, alacağın esas borçlusu, ihale makamı değil, temlik eden müteahhit firmadır. Bu durumda davanın ihale makamına değil, temlik eden firmaya açılması gerekmektedir. Temellük eden kişi, alacağını temlik edenden talep eder de tahsil edemezse; aleyhine dava açarak şüpheli alacak karşılığı ayırabilir. B. Aynı Alacak Üzerinde Birden Fazla Temlik Olma Durumu Alacağın temliki işleminin tamamlanması için borçluya ihbarı da şart değildir. Ancak, Borçlar Kanunu 165'inci maddesi hükmü gereğince, borçlu, temlikten haberdar olmaksızın, borcunu alacaklıya ödemiş ise borcundan kurtulur. Bu kanun hükmü, aynı alacak üzerinde birden fazla temlik olması halinde de geçerlidir. Bir başka ifadeyle, aynı alacak üzerinde birden fazla temlikin mevcudiyetinde, borçlu, önceki temlikler dururken sonra gelen temliğe ödeme yapması halinde borçtan kurtulur. Mesela; alacaklı X firması, alacağını evvela A'ya, sonra B'ye temlik ettiği takdirde; bunlardan ancak birisi geçerli olacaktır. Bu konuda doktrinde iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşler aşağıda iki durum çerçevesinde açıklanacaktır. I.Durum; Bu temliklerden borçluya sadece ikinci temlik bildirilmiş ve borçlu, B'ye ödemede bulunmuşsa, borçlu, hem alacaklı X firmasına hem de A firmasına karşı borcundan kurtulmuştur. Çünkü; - Borçlu, önceki temliklerden haberdar edilmemiştir. - Borçlu şekil şartları tam bir alacağın temliki sözleşmesine iyiniyetli olarak ödemede bulunmuştur. Bu durumda, ilk temlik alacaklısı olarak A firması, X firmasından maruz kaldığı zararın tazminini istemelidir. Aynı alacak üzerinde birden fazla temlik olma durumunda, borçlu; temellük edenlerden birine iyiniyetli olarak ödemede bulunur ve borcundan kurtulursa; önceki temliki temellük eden A firması, alacağını temlik edenden yani X firmasından talep etmelidir. Çünkü temlik eden kişinin, borçlunun sonraki temliklere yaptığı ödemeler sonrasında bir alacağı kalmamıştır. Bunun neticesi olarak da; alacağın var olmadığı bir durumda, alacağın temliki de hükümsüz olacaktır. Tahakkuk etmiş alacağını zamanında tahsil edemeyen temellük eden A firması, temlik borçlusu kişi aleyhine dava açarak şüpheli alacak karşılığı ayırmadan önce; alacağını, temlik eden kişiden talep etmelidir. Temlik eden borcunu ödemez veya temlikleri esas göstererek inkâr ederse; aleyhine dava açılarak şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir. II.Durum; Bu konudaki ikinci görüş; aynı alacak üzerinde birden fazla temlik söz konusu olduğunda zamansal öncelik ilkesine göre çözüme varılması yönündedir. Örnek olarak; alacaklı borçlusundan olan alacağını geçerli bir şekilde bir üçüncü kişiye temlik ettikten sonra, mal varlığından bu alacak çıkmış olduğundan, artık o alacak üzerinde tasarruf edemeyecek ve dolayısıyla yapacağı ikinci temlik işlemi de geçersiz olacaktır. Borçlar Kanunu'nun 10'uncu maddesinin "Gaipler arasında icra olunan akitler, kabul haberi irsal olunduğu anda hüküm ifade ederler. Eğer sarih bir kabule ihtiyaç bulunmazsa akdin hükmü, icabın vusulü anından itibaren cereyana başlar." hükmü uyarınca, gaipler arasında kurulan sözleşme hükümlerinin, kabul haberinin varmasıyla etkili olacağı benimsemiştir. Bu madde hükmü uygulandığı takdirde, temlike ilişkin kabul beyanının gönderildiği zamana üstünlük tanınacak olursa, ilk temlik beyanının gönderildiği kişi olması sebebiyle alacağı ilk temellük eden A firması kazanmış sayılmalıdır. Esas alacaklı X firması ile A arasında sözleşmenin kurulduğu anda alacak halen esas alacaklının malvarlığındadır ve alacak üzerinde tasarruf yetkisi hala devam etmektedir. Bu nedenle alacağı temlik etme ehliyeti bulunmaktadır. Oysaki B ile temlik sözleşmesinin kurulduğu anda, alacak A'ya temlik edilmiş ve esas alacaklı X firması, alacağın üzerindeki tasarruf yetkisini kaybetmiştir. Esas alacaklı X firması ile B arasında temlik sözleşmesinin geçerli olarak kurulmasına imkân yoktur. Bu nedenle alacağın X firmasından yani esas alacaklıdan (B için esas borçludan) istenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, esas alacaklı X firması borcunu ödemediği takdirde; aleyhine dava açılarak şüpheli alacak karşılığı ayrılabilecektir. Yoksa B firmasının esas borçlu X firmasına dava açmadan, sadece temlik borçlusu kişiye dava açarak şüpheli alacak karşılığı ayırması mümkün değildir. C. İvazlı Temliklerde Temlik Edenin Sorumluluğu Temlik edenin malvarlığının aktifinde henüz mevcut olmayan, doğmamış, müstakbel alacakların da üçüncü şahıslara temlik edilebileceğini yazımızın (III.B.1) bölümünde ayrıntılı olarak açıklamıştık. Örneğin; müteahhit firma, ihale makamı ile yaptığı sözleşme gereği vereceği hizmetler karşılığında ilerde doğması muhtemel alacaklarını yazılı bir temlik sözleşmesi ile üçüncü bir şahsa temlik etmiştir. Ancak temlik eden ile ihale makamı sözleşmeyi feshettiği takdirde alacağın doğma ihtimali de ortadan kalkmaktadır. Böyle bir durumda; yazımızın (III.B.1 ve III.C.1) bölümlerinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, B.K.'nun 169/I'inci madde hükmü uyarınca, temlik eden, alacağın temliki zamanında var olmasından ve bu alacağı sonradan ortadan kaldıracak veya ihlal edecek, hiçbir şüphe veya tehlike bulunmadığından sorumludur. Eğer gelecekteki bir alacak temlik edilmişse; bu alacak temlik edilmemiş olsaydı ne zaman doğacak idiyse, temellük edenin şahsında da o zaman doğar. Temlik edilen alacak, temlik eden şahıs tarafından ne zaman talep edilebilir hale gelecekse; temellük eden kişi tarafından da o zaman talep edilebilir. Bunun neticesi olarak; temlik eden kişi, ileride doğması muhtemel alacaklarını temlik ettiği takdirde alacağın doğacağından sorumlu tutulması gerekmektedir. Yani alacağın; temlik sözleşmesinde belirtilen şekilde var olmamasından temlik eden sorumlu tutulur. Borçlar Kanunu 167'inci madde hükmüne göre; borçlu temlike vakıf olduğu zaman, temlik edene karşı ileri sürebileceği bütün itiraz ve def'ileri, temellük edene karşı da ileri sürebilir. Örneğin, ihale makamı; müteahhidin inşaatı tamamen bitirmediğini, sözleşmenin tamamıyla ifa edilmediğini ve nihayet sözleşmenin sona erdiğini beyan ederek borcunun olmadığını iddia edebilir. Böyle bir durumda; müteahhit firmanın, ileride doğması muhtemel alacaklarının hiç doğmamış olması nedeniyle temlikler de geçersiz olacaktır. İlerde doğması muhtemel alacaklar esas gösterilerek yapılan alacağın temliki sözleşmesi; böyle bir alacağın hiç doğmaması halinde hükümsüzdür. Bu nedenle; temellük eden, tahsil amacı ile temlik eden müteahhit firmayı takip etmesi gerekmektedir. Alacağın temliki sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle asıl borçlu temlik eden kişidir. Diğer bir ifadeyle; ihale makamı; temlik sözleşmesinin geçersizliği nedeniyle ödemeyi yapmamasından dolayı sorumlu değildir ve dava edilemez. Tahakkuk etmiş alacağını zamanında tahsil edemeyen temellük eden kişi, şüpheli alacak karşılığı ayırmadan önce, alacağını temlik eden kişiden talep etmelidir. Temellük eden kişi, temlik eden borcunu ödemediği takdirde; aleyhine dava açarak şüpheli alacak karşılığı ayırabilecektir. Aksi takdirde sadece borçlu ihale makamı aleyhine dava açılarak şüpheli alacak karşılığı ayrılması kesinlikle mümkün değildir. D. Temlik Edenin, Temlik Borçlusunun Aczini Talep Ettiği Durum Müteahhit firma, ihale makamından olan alacaklarını, mal alımı yaptığı satıcı firmalara borçlunun aczini taahhüt eden bir sözleşme ile temlik etmiştir. Yazımızın (III.C.1) bölümünde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; B.K.'nun 169/II'inci maddesinde; temlik edenin yapılan temlik sözleşmesinde borçlunun aczini taahhüt etmesi halinde ödenmesinden sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda; temellük eden; sırf borçlunun ödeme kabiliyetine sahip olmaması nedeniyle alacağını tahsil edemediği takdirde, temlik eden eski alacaklıyı kefil sıfatı ile takip edebilecektir. Bundan dolayı, temlik eden eski alacaklının, borçlunun aczini taahhüt ettiği durumda; temlik sözleşmesi teminat niteliği taşımaktadır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 323'üncü madde hükmü gereğince teminatlı alacaklarda; karşılığın teminattan geri kalan kısım için ayrılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle; temlik edenin, borçlunun ödemesini taahhüt ettiği durumda, temlik sözleşmeleri teminat niteliği taşıdığından; temellük eden kişinin borçlu ihale makamı aleyhine dava açarak, şüpheli ticari alacak karşılığı ayırması kanun gereği mümkün değildir. V. SONUÇ Sonuç olarak; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 323'üncü madde hükümleri uyarınca şüpheli alacak karşılığı ayırmak için alacağın şüpheli hale gelmesi bunun içinde davanın doğru kişiye açılması gerekmektedir. Borçlar Kanunu'nda; alacaklıya, alacak hakkını üçüncü bir şahsa devretme imkânı veren alacağın temliki müessesesi; alacağı temellük eden üçüncü şahıs açısından; borçlu sıfatının, temlik edenden de borçluya geçmesine sebep olmaktadır. Temellük eden kişi, alacağın temliki sözleşmesinin şartlarının gerçekleşmemesi nedeniyle hükümsüz olduğu durumda, vergi kanunlarına göre; temlik eden aleyhine dava açmadan şüpheli alacak karşılığı ayırabilmesi mümkün değildir. Temlik eden, temlik sözleşmesinde borçlunun aczini taahhüt etmişse; temlik sözleşmesi, bir teminat niteliği taşıyacaktır. Bu nedenle Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün değildir. Herhangi bir ticari alacakla ilgili olarak; alacağı temellük eden kişi, borcun ödenmemesi halinde; temlik sözleşmesinin niteliğine yahut kanun hükmüne göre temlik edenin sorumlu tutulamayacağına ilişkin hüküm olmadıkça; temlik edene dava açmadan şüpheli alacak karşılığı ayırması mümkün değildir. Yararlanılan Kaynaklar ; - OLGAÇ Sezai, Türk Borçlar Kanunu - Genel Hükümler, Syf. 165-177 - BİNATLI, Yusuf Z., Türk Borçlar Kanunu - Genel Hükümler, Ankara 1966, Syf. 325-333 - İNAN Ali Naim, Borçlar Kanunu - Genel Hükümler, Ankara 1973, Syf.500- 514 - Dr. SAYMEN Ferit H, Borçlar Hukuku Dersleri ? Umumi Hükümler, İstanbul 1950, Syf. 236-260 - TEPELİ Kamil, Notlu ve İzahlı Borçlar Kanunu, Ankara 1954, Syf.375-385 - Doç.Dr.FRANKO Nisim (Gazi Ün. İ.İ.B.F) Türkiye Noterler Birliği Dergisi, 1984, Syf:42 - Dr. ENGİN Baki İlkay (İst.Ün.Hukuk F.) Aynı Alacağın Birden Fazla Kişiye Temlikinde Önceliğin Belirlenmesi Bakımından B.K. 10. Madde Hükmünün Bir İşlevi Var mıdır? - Prof.Dr. TUNÇOMAĞ Kenan, Borçlar Hukuku Dersleri- Genel Hükümler, İstanbul 1965, Syf. 616-638 - ÜÇKUYU Süleyman, Şüpheli Alacaklar ve Karşılık Uygulaması, Vergi Dünyası, Aralık 2003 - TERZİ Ali, Şüpheli Alacak Karşılığı, Aralık 2005

Bu Makaleyi okumak için abonelik satın almalısınız
Abonelik satın almak için lütfen tıklayınız
Abone iseniz giriş yapınız

 

Her Hakkı Saklıdır.   Maliye Hesap Uzmanları Derneği
Powered Goldmansoft